İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ne Amerikancıyız, Ne İslamcı Teröristiz; Türk’üz, Müslümanız, İnsanız!

Doğu Türkistanlı eğitimci Abdulveli Ayup ile söyleşi:

Doğu Türkistanlı eğitimci Abdulveli Ayup toplama kamplarının bilinmeyen yönlerini anlattı. Doğu Türkistan’da insan hakları savunuculuğunu zorluklarını iyi bilen Ayup, Çin’in insanlık dışı politikalarına dair araştırmalarını Türk Solu’na anlattı.

CEZAEVİ MÜDÜRLÜĞÜNE BAĞLI “EĞİTİM” KAMPLARI

ALİ ÖZSOY: Hocam güncel konudan başlayalım. Çin’deki bu kamplar tam olarak nedir?

ABDULVELİ AYUP: Yaygın olarak toplama kampları diye tarif ediliyor. Çünkü insanlar buraya Çin yasalarına göre suçlamayla falan gitmiyor. Herhangi bir savcılık soruşturması da yok. Sadece onlara ideolojik eğitim vereceğiz adıyla insanları topluyorlar.

ALİ ÖZSOY: Peki bu kamplar Eğitim Bakanlığı’na mı bağlı?

ABDULVELİ AYUP: Şimdi ilginç kısım bu. Eğitim Bakanlığı’na bağlı değil, Çin’in cezaevleri müdürlüğüne bağlı. Eğer eğitim kampıysa neden eğitim bakanlığına bağlı değil. Resmi olarak cezaevleri müdürlüğüne bağlı. İkincisi Çin yetkililer bunun için geçici bir eğitim programı diyorlar. Geçici bir eğitim programı olsaydı bu bakanlık bünyesinde bir ofis olarak kurulmalıydı. Şimdi ise ayrı, bağımsız kadroları var.

ALİ ÖZSOY: Kim bu kadrolar, öğretmen mi?

ABDULVELİ AYUP: Öğretmenlerden, polislerden, savcıladan, hakimlerden, propoganda bakanlığından var. 8 farklı müdürlükten kadrolar var.

ONUR ERKAN: Çocuk toplama kamplarına dair görüntülerde askeri kamuflajlı kişiler de vardı.

ABDULVELİ AYUP: Çocuk toplama kampları şöyle; anne, babalar kampa yollandıktan sonra tek kalan çocuklar için ayrı bir yer kuruldu.

ALİ ÖZSOY: Yetişkinleri aldıkları yerlerde görev yapanlar Han Çinlisi mi?

ABDULVELİ AYUP: Han kökenliler de var. İdareciler, müdürler Çin Hanlısı. Öğretmenler, hizmetliler, temizlikçilerden Uygur Türkü olanlar da var. Toplama kampından çıkan en az 10 Uygur Türkü ile konuştum. Burada Türkiye’de yaşayan bir arkadaş var. 2015 Ocak ayında toplama kampına gönderilmiş. 40 gün kalmış. Onun anlattığına göre onları kampa toplayıp, günde bir saatlik ders alacaksınız demişler. 40 günün sonunda rüşvet vererek çıkıp Türkiye’ye kaçmış. Bu durumda olan ondan fazla Uygur Türkü tanıyorum. Bunların üçü Türk vatandaşı, diğerleri Çin vatandaşı. Bunların içinde en uzun kalan Gülbahar Celilova. Kendisi Kazakistan vatandaşı, Uygur Türkü. 2016’dan önce kamptan çıkabilen Türk vatandaşı ya da Kazakistan vatandaşları var. 2016 Ekim’inden sonra kamptan çıkabilen yok.

54730592_10156290694430823_7054764434022989824_n.jpg

“TUTUKLAMALARI POLİSLER DEĞİL BİLGİSAYAR YAPTI”

ALİ ÖZSOY: Bir kişinin tutuklanıp hapise girmesiyle, kampa gönderilmesi farklı şeyler değil mi? Mesela sokakta gidiyorum beni ne gerekçeyle kampa gönderebilirler?

ABDULVELİ AYUP: Çin’de esasında insanları polisler toplamıyor. Bir veritabanı, sistem var. Örneğin siz benim bir dostumsunuz ve bana telefon açtınız. Ben Çin’e göre tehlikeli bir adamım. Siz bana telefon açtığınız için siz de sisteme dahil oluyorsunuz. Çünkü orada sistem direkt sizi gösteriyor. Ondan sonra sizinle kim bağlantıda olursa o da sisteme giriyor. Bu çok kolay hemen size mesaj geliyor.

ALİ ÖZSOY: 13 milyon Uygurlu varsa 6-7 milyonu sisteme girmiş oluyor.

ABDULVELİ AYUP: Evet. Onları polisler tutuklamaya bile gitmiyor. Telefonun 24 saat açık olması zorunludur. Telefona mesaj geliyor. Mesajı alınca kendiniz gideksiniz.

ALİ ÖZSOY: Tutuklayacak hiç bir şey yoksa kampa çağırıyorlar. Peki kampa çağırınca ne oluyor?

ABDULVELİ AYUP: Bir arkadaş bana sordu. “Abdulveli Bey, sence tahminen bu Çin 3 miyondan fazla Doğu Türkistanlıyı nasıl tutukladı?” O kadar insan için çok polis gerekir türünden. Ben de dedim ki “Polisler tutuklamadı, bilgisayar tutukladı. Veritabanı programı var”. Telefonunuza mesaj gelir. Geleceksin diye. Adam gelir oradan kampa yollar. Bu yüzden 3 milyon insan tutuklanabildi, sebep bu.

“KAŞGARLI MAHMUT TÜRBESİNİ NEDEN ZİYARET ETTİN?”

ALİ ÖZSOY: 3 milyon insan toplama kampına girdi mi?

ABDULVELİ AYUP: Evet 3 milyon insan toplama kampında. Şimdi orada 6 farklı sorgulama grubu var. Birinci grup sorar “pazar günü ne yaptın?” İkinci grupta sorgucular farklı sorular da farklı. İlk söylediklerinin içinden farklı şeyler bulmaya çalışıyor. Birinci gruba böyle konuşmuşsun bize böyle konuşuyorsun diyerek. Farklılık bulursa kamptan hapishaneye gönderilir. Doğu Türkistan’dan gelen arkadaş böyle anlattı.

Mesela sordukları sorulardan bir tanesi; “sen neden evlendiğinde imam nikahı kıydırdın?” Yanıtın şöyle olursa; “biz Müslümanız” o zaman hapishaneye gidersin ya da “biz Uygur’uz atalarımız böyle yapıyor” derseniz gene hapishaneye…

Ama dersen ki ben bilmiyordum. Dedilerki imam nikahı iyidir dediler ben de yaptırdım. Veya dersen ki “imam bana para verdi” dersen ve imamın ismini verirsen verdiğin ismi tutuklarlar.

ALİ ÖZSOY: Kendisi de kampta kalır.

ABDULVELİ AYUP: Evet o hapise gider, kendisi kampta kalır.

ALİ ÖZSOY: Hapise gitmeyip kampta kalmak için pek çok kişi suç kabul eder o zaman. Başkasının ismini vererek…

ABDULVELİ AYUP: Mesela başka bir soru: “Senin komşun senin Kaşgarlı Mahmut Türbesi’ne gittiğini söyledi. Neden gittin?”

Dersen ki, “Ben bilmiyorum Kaşgarlı Mahmut kimdir? Ben orada içki içmeye gittim” –çünkü orada içki içilen barlar var– böyle dersen kurtulursun. Ama “Neden gitmeyeceğim. O on birinci yüzyılda yaşamış, bizim gururumuzdur, tarihimizdir” dersen hapishaneye girersin.

Üçüncü bir soru: “Neden oruç tuttun?”

“Arkadaşlar hep tutuyordu. Onların arasında tuttmazsam hoş olmayabilir diye düşündüm” dersen hapishaneye gitmez, kampta kalırsın. Ama “ben Müslümanım, o yüzden tuttum” dersen hapishaneye gönderilirsin.

54798312_10156290694570823_927786538790551552_n

“HER BELDEDE BİR KAMP VAR”

ALİ ÖZSOY: Kampta kalma süreleri değişiyor mu?

ABDULVELİ AYUP: 2014 Mayıs’ında bu kamplar ilk
açıldığında 1 aylık, 3 aylık, 6 aylık farklı süreler vardı. O zamanlarda da kamptan hapishaneye yollanma durumu vardı. Ama 2016 Ekim ayından sonra bu kampların sayısı hızla arttı. Eskiden bizim ilçede bir tane vardı. Sonra 2016 Kasım ayında kamp sayısı yediye çıkmıştı.

ALİ ÖZSOY: Sadece bir ilçede 7 tane mi?

ABDULVELİ AYUP: Evet, sadece ilçe merkezinde 7 tane. Orada hükümete çok bağlı arkadaşlar bile kaçmaya başladılar. Türkiye’ye gelenlere soruyorum kampların artışını. Dediklerine göre her kasabada bir tane kamp var. İlçeden küçük, köyden büyük bir yerleşim var orada onu kast ediyorum.

ONUR ERKAN: Bizdeki beldeye denk düşüyor.

ABDULVELİ AYUP: Evet, belde gibi.

ALİ ÖZSOY: Her beldede bir tane var yani? Ne kadar çok. Küçük kamplar herhalde.

ABDULVELİ AYUP: Evet bir kısmı küçük. İlçede büyük olanlar var ama en büyüğü ilde.

ALİ ÖZSOY: Bu kadar çoksa o zaman yolu oraya düşmeyen kalmaz?

ABDULVELİ AYUP: Evet. O yüzden bu kamp sistemi kasabadan eyalete kadar çalışıyor.

ALİ ÖZSOY: Peki bu kamplardan Çin’in başka herhangi bir yerinde var mı? Tibet’te, İç Moğolistan’da? Başka etnik sorunların yaşandığı yerlerde?

ABDULVELİ AYUP: Hayır, yok.

ALİ ÖZSOY: Peki Kültür Devrimi’nden beri hiç böyle bir şey olmuş muydu?

ABDULVELİ AYUP: Kültür Devrimi’nde de vardı. Mesela benim babam Kültür Devrimi sırasında bu kamplarda çalışmış, öğretmen olarak. Ama o zamanlar şimdiye kıyasla daha farklıydı. İnsanlar çalışabilirdi.

ALİ ÖZSOY: Bir de o zamanlar kamplarda Çinliler de vardı.

ABDULVELİ AYUP: Evet. Az da olsa Çinliler de vardı.

ALİ ÖZSOY: Peki Türkistan’daki kamplarda Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar haricinde Türk dillerini konuşmayan Çinli, Han kökenli kimse var mı?

ABDULVELİ AYUP: Evet, varmış. Onlar bu kamplarda görevli olarak çalışanlardan, çalışmayı reddedenlerden. Bu kamp sistemine tahammül edemeyenler. 24 saat çalıştırılıyorlar sen burada Uygurlara bakacaksın gibi.

ALİ ÖZSOY: Kamplarda çalışanlardan var. Ama Çin’in içerisindeki muhalif görüşlüler var. Liberalizmi savunanlar var. Onlar bu kamplara alınmıyor değil mi?

ABDULVELİ AYUP: Liberalizmi savunanlar 2010’dan sonra sustu. Çin’de Nobel ödülü kazanan ünlü muhalefet lideri tutuklandı… Ondan sonra muhalefet Çin’de sustu.

ALİ ÖZSOY: Şu an kamplarda bulunan bir kişi ne ile suçlanıyor? Çin biz bunları eğitiyoruz diyor. Eğitimden kastettiği ne? Ne öğretmeye çalışıyor? Yoksa ideolojik olarak sen şovensin, milliyetçisin, pantürkistsin, İslamcı mısın diyor? Yoksa onları diyenleri direk hapse gönderip diğerlerini mi kampa alıyor? Kusur olarak gördükleri nedir?

ABDULVELİ AYUP: İnsanlar orada tutuklandıktan sonra kusur derecesi veriliyor. Birincisi mesela en tehlikeli görünenler, bizim bir yazarımız var İlham Tohti, onun makalelerini okuyanlar. İkinci sırada Türk tarihi, Uygur tarihi kitaplarını evlerinde bulunduranlar. Çocuklarına Uygur Türkçesini öğretenler.

ALİ ÖZSOY: Bu kitaplarda zamanında Çin’in izniyle resmi olarak basılmıştı.

ABDULVELİ AYUP: Evet, evet. Üçüncü sırada ise nikah kıydıranlar var. Dini nikah kıydıranlar. Niyet namazına gidenler, kabir ziyareti yapanlar.

ALİ ÖZSOY: Mesela üçüncü tehlikeyle girerseniz kaç ay kalırsınız, birinci tehlikeyle girerseniz kaç ay kalırsınız?

ABDULVELİ AYUP: Örneğin, hem İlham Tohti makalesi okuyorsunuz hem de kabir ziyareti yapıyorsunuz. Bu gibi durumlarda kamptan hapishaneye yollanırsınız.

ONUR ERKAN: Yani bu maddelerden en az iki tanesi birden varsa hapishaneye yollanırsınız.

ABDULVELİ AYUP: Evet iki tanesi varsa hapishaneye yollanırsınız.

ÇİNLİLER ADİ SUÇLARDAN, UYGUR TÜRKLERİ DÜŞÜNCE SUÇLARINDAN HAPİS YATIYOR!

ALİ ÖZSOY: Çin “Uygurlar arasında suç oranı çok yüksek. Suç işlemelerini engelleyecek bir eğitim veriyoruz” diyor. Bunun böyle bir boyutu olabilir mi?

ABDULVELİ AYUP: Ben Doğu Türkistan’da, yüzde doksanı Uygur Türklerinden oluşan bir bölgede, hapishanede yattım. Yüzde doksanı Uygur Türklerinden oluşan bölgenin cezaevinde Çinliler hırsızlıktan, uyuşturucu ticaretinden, cinayetten, adam yaralamadan yatıyordu. Uygur Türklerinin tamamı sadece siyasal suçlardan yatıyordu. Eğer Uygur Türklerinde hırsızlık çoksa, Uygurlar niye hırsızlıktan hapis yatmıyor da hep siyasi görüşleri nedeniyle hapis yatıyor.

ALİ ÖZSOY: 3 milyon insan kampa girip çıkmış olabilir. Ama şu an kamplarda bulunan insanların sayısı kaç? Kampların kapasitesi ne?

ABDULVELİ AYUP: BM’nin beyannamesi 3 milyon diyor. Kamplardan daha önce çıkmış kişiler var. Kamptan çıkabilen Kazakistan vatandaşı Uygurlar var, Kazakistan vatandaşı Kazaklar var, Türk vatandaşı olan Uygur Türkleri var. Ama Çin vatandaşı olanlardan 2016 Ocak ayından beri çıkabilen kimse yok. Ben de hapiste kaldım. Ne zaman bırakılacağımı bilmediğim için çok stres olmuştum. Ne olacak benim sonum diye. Hüküm giymekte gene belli bir süreç var. 5 yıl yatacaksın diyorlar insan psikolojik olarak kendini ayarlıyor. Toplama kamplarında böyle bir şey yok.
Ne kadar duracaksın bilmiyorsun. Kamptan çıkan bir başka arkadaştan yeni öğrendiğim bir bilgi var. Kamptan çıkarılmış fabrikaya çalıştırılmaya götürülmüş. Sadece ayda bir defa evine telefon açma izni var. Çinliler serbest bıraktık diyor. Kamptan çıkıyor fabrikaya gönderiliyor bu mu serbest bırakmak. Kamptan hapishaneye gönderilenler Çin’in başka eyaletlerine gidiyor. Ya çalıştırılmak üzere ya da hapishanede yatmaya.

ALİ ÖZSOY: Çocuklarla ilgili kamplar nedir?

ABDULVELİ AYUP: Çin 2017 Mart’ında başlattığı uygulamaya göre, hem anne hem baba kampa yollanmışsa çocukları Çocuk Esirgeme Kurumu’na gönderiyorlar. Anne ya da babadan biri kampa yollanmışsa bu sefer çocuklar yatılı okullara alınıyor. Bir ebeveyni bile oradaysa çocuk tehlikeli demektir.

ALİ ÖZSOY: Çocuklara ideolojik eğitim vermek için.

ABDULVELİ AYUP: Evet o yüzden. Ayrıca kamplarda görevli olarak çalışan insan sayısı çok olduğundan ve bunlar evlerine dönemediklerinden onların çocukları için ayrı okullar kurmuş. Görevlilerin çocukları için ayrı okul kurmak gerekmiş.

ONUR ERKAN: O kadar çok kampa toplanmış insan var ki, o kadar çok görevli var ve o görevlilerin çocukları için ayrı okul kurmak gereği hissetmişler.

ABDULVELİ AYUP: Evet. Ve bu çocuklara da Çince eğitim veriliyor. Çinlilerin 100 sene önceki giysilerinden giydirip, Çince marşlar öğretiyor. Kendi çocuklarına öğretmediği marşları öğretiyor, giydirmediği kıyafetleri giydiriyor. Yani Çinli haline getirmeye çalışıyor ama hangi Çinli? Bin sene önceki Çinli.

ALİ ÖZSOY: Kamptasınız? Ayda bir akrabalarınız ziyaret edebiliyor mu?

ABDULVELİ AYUP: Hırsızlık, cinayet gibi suçlardan yatanlara ziyaret hakkı var. Ama devlete karşı işlenen suçlar kapsamında ziyarete izin verilmiyor. Bu kamplarda en alt derece uygulamaysa ayda bir kez savcılık izniyle görüşme olabilir.

ABDUREHİM HEYİT, KAMPLARIN VARLIĞINI GÖSTERDİ

ONUR ERKAN: Abdurehim Heyit’in öldüğüne dair iddiaların yaygınlaşmasından sonra Çin Heyit’in ölmediğine dair kendisinin konuştuğu bir video yayınlandı. Bu olayın kampların varlığına dair etkisini nasıl buluyorsunuz?

ABDULVELİ AYUP: Olumlu etkisi çok oldu. Önceden Çin ne diyordu. Böyle birşey yok, orada insanlar eğitim alıyor, Çin yasalarını öğreniyor, meslek öğreniyor diyordu. Heyit’in eğitime ihtiyacı yok. Mesleği var, sanatçı. Hem de Çin’de resmi, devlet sanatçısı. Konservatuvarda çalışmış bir insan. Eğer toplama kampları meslek ögretim kurslarıysa sen Heyit’e ne öğreteceksin?

ALİ ÖZSOY: Toplama kampından hapishaneye mi gönderildi?

ABDULVELİ AYUP: Benim aldığım bilgilere göre hapiste. Ama Çin açıklamadı nerede olduğunu. Benim duyduğuma göre 2017 subat ayında tutuklanmış.

ONUR ERKAN: 2017 ekiminde 5 yil hapis cezası aldığına dair haberler çıktı?

ABDULVELİ AYUP: Evet çıktı ama Çin hiç bir şey açıklamadı.

Bizim aldığımız bilgilere gore 7 senelik hapis cezasi aldı. Bence Abdurehim Heyit kampta degil hapishanede.

Abdurrahim’in bir şarkısı var, “Atalar” diye çok güzel bir şarkı. Milli şairimiz Abdurrahim Ötkör’ün “Karşılaşınca” şiirini, şarkısını söylüyor. Sadece o şarkı şimdiki durumda içeri girmeye yeter.

Otkör bizim 2. Cumhuriyet’imizde gençlerin lideri sayılan biri. 10 seneden fazla hapis yatmış biri. Onun direnen Uygur halkı hakkında üç romanı var. Şimdi o kitapları yazan, kitapları yasaklanan bir kişinin şiirinin şarkısını okuyor. Ne zaman yazılmış bu şiir, 2. Cumhuriyet döneminde yazılmış bir şiiri sen şarkı olarak söylersen yeter yani.

Mesela ablam beni görmek için Türkiye’ye gelmişti, şimdi haber alamıyoruz. Türkiye’ye giriş yapmış olanlar geri döndüklerinde haber alınamıyor.

“ABLAMDAN HABER ALINAMIYOR”

ALİ ÖZSOY: Kampta mı ablanız?

ABDULVELİ AYUP: Bence hapiste. Oradan gelen bir arkadaşım var. Oğlundan aktardıklarına göre ağabeyim ve ablamdan hiç bir haber yok. Doğu Türkistan dışında, Çin eyaletlerinden birinde hapiste olduğunu düşünüyorum. Ama haber yok.

ALİ ÖZSOY: Abdurehim Heyit’in görüntüsünü gördük. Çin yaşıyor diyor ama yaşamaktan beter bir halde.

ABDULVELİ AYUP: Bence Abdurehim Heyit’in hapiste olduğu belli. Videoda “soruşturma geçirmekteyim” diyor. Çin yasalarına göre bu anlamsız. Çünkü Çin yasalarına göre davalar en fazla 7 ayda tamamlanmalıdır. 7 ayın sonunda tüm süreç bitmelidir, 7 ay sonunda ya hüküm giyersin ya beraat edersin.

ONUR ERKAN: Ama Abdurehim Heyit, 2 yıldır ortalıkta yok.

ABDULVELİ AYUP: Evet, evet.

ALİ ÖZSOY: Çin Büyükelçiliği’nden bu açıklama geldi. Aydınlık, Oda Tv gibi yayınlar sizin resminizi yayınladı hatta. İdeolojik bir tavır mı bu yoksa istihbari mi?

ABDULVELİ AYUP: İdeolojik bir tavır olduğunu sanmıyorum. Bir insan gerçekten Marks’a inanıyorsa, Marksist ise toplama kampları gibi bir şeyi kabul edemez. Ben burada sadece para meselesi vardır diye düşünüyorum.

ALİ ÖZSOY: Siz hiç hayatınız boyunca CIA’dan para aldınız mı?

ABDULVELİ AYUP: Ben hapisteyken Çinliler de aynı soruyu sormuştu. Aynı soru dil farklı. Onlar Çince sormuştu bunlar Türkçe soruyor. Ben şimdiye kadar Amerika’ya bağlı bir kurumda çalışmadım. Çin’de Türkçe eğitim veren anaokulu açtım.

ALİ ÖZSOY: Çin Devleti’ne bağlı çalıştınız.

ABDULVELİ AYUP: Evet. Çin’de üniversitede de çalıştım.

ALİ ÖZSOY: Çin’den para aldınız yani.

ABDULVELİ AYUP: Evet, ben işimin karşılığını aldım.

ONUR ERKAN: Çin ve yandaşları, “Doğu Türkistan Amerikancı bir gündemdir” diyor. Ama Çin’in bu son dalga asimilasyon politikası tam da 2001 yılında ABD’nin “İslami teröre karşı küresel savaş” konseptine dayanarak başlatılmamış mıydı?

ABDUVELİ AYUP: Ben de buna çok şaşırdım. Amerika 2001’de terörizm, İslamofobi diye bir çerçeve çizdikten sonra Çinliler ondan faydalanarak bizi İslamcı terörist diye göstermişlerdi. Biz Amerika yüzünden “terörist” olmuştuk. Şimdi biz Amerika yüzünden “Amerikancı” da olduk. İkisi birden.

ONUR ERKAN: Değişen dengeler neticesinde Amerikancı “terörist”likten anti-amerikancı “terörist”liğe geçildi.

ALİ ÖZSOY: Çin’in son 2 yılda sertleşen politikasını neye bağlıyorsunuz?

ABDULVELİ AYUP: 2013 yılında “Bir kuşak bir yol projesi” ortaya çıktı. Çin Pakistan’da büyük bir liman kurdu. Onun yolu, Çin’in denize açılma yolu Doğu Türkistan’dan geçiyor. İkincisi, direkt Avrupa’ya giden bir demiryolu projesi var ve Doğu Türkistan’dan başlıyor. Çin denize çıkarken de Doğu Türkistan’dan geçiyor, Avrupa’ya giderken de Doğu Türkistan’dan geçiyor. Bu yüzden Doğu Türkistan’ın stratejik önemi var.

2013 yılından sonra Çin Komünist Partisi 2010’dan sonra liberal kesime çok baskı yaptı. Hong Kong eylemlerini bastırdı. Aydınları, sanatçıları, pek çok avukatı içeri attı. Bunlardan dolayı Çin’de bir tepki yükselmeye başladı. Çin’e bir düşman gerekiyordu. Dünyada bir “düşman” var:  İslam.

11 Eylül 2001’den sonra bir Çin şehirde yaşadığım olayı hiç unutmam. Küçük bir çocuk, “Amca sen terörcü müsün?” diye sordu. “Sen televizyonda gördüğüm terörcülere benziyorsun” dedi, “Kızım öyle değil” dedim. 5 yaşında bir kız suratımızdan terörcü bu diye düşünmüş. Biz nasıl kendimizi anlatacağız, 5 yaşında bir kızın algısı bu. Çin hep bu tip haberler yaptı. Çin milliyetçiliğini buradan yükseltmeye çalıştı. Uygurlar, ideal düşman. Hem Türk hem müslüman.

ALİ ÖZSOY: Çinli diğer Müslümanlara yönelik bir baskı var mı? Kamplarda var mı onlardan?

ABDULVELİ AYUP: Onlara yönelik baskı yok. Onların bölgelerinde kamp da yok. Onlar aslında çok rahat ama onlardan da tutuklananlar var. Uygurlarla beraber ticaret yapanlar tutuklanıyor.

ONUR ERKAN: Çin’in resmi gazetelerinden Sincan Günlüğü Gazetesi’nde Uygur ailelerin evlerinde kalan zorunlu Çinli misafirleri öğrendik. Bunun detayları nedir?

ABDULVELİ AYUP: Evet, Çin’in Akrabalaşma Projesi bu. 1 milyon 200 bin Han Çinlisi Uygur Türkleri, Kazak Türkleri’nin evlerine yerleştirilmiş.

ONUR ERKAN: Akrabalaşma Projesi, Çin Devleti’nin koyduğu resmi isim değil mi?

ABDULVELİ AYUP: Evet bu bir. İkincisi bir de, Çinlilerin zorla evlendirme “uygulaması” var. Bu evliliklerde hep olan şu; kız Uygur Türkü, erkek Çinli. Bunun tersi olmuyor. Çünkü Uygur Türk erkekleri kamplarda. Erkek nüfus azaldı. Kızlar doğal olarak ailelerini, akrabalarını kurtarmak için her şeyi yapar. Bu Uygur kızlarının fedâkarlığıdır. Ama kaynaşma tersine doğru olmuyor. Ben araştırdım, istatistik tuttum. Bir tane bile aksine örnek yok. Uygur erkek ve Çinli kız evliliği yok. Erkek Çinli, kız Uygur Türkü ya da Kazak Türkü.

ONUR ERKAN: Bu devletin desteklediği bir kampanya mı?

ABDULVELİ AYUP: Evet. Uygur Türklerine ailelerinden kampa gidenleri kurtarma umudu doğuyor. Çinlilere de Uygur Türkleriyle evlenirsen 80.000 Çin Yuanı sosyal destek var. Ayrıca Uygurlara vatandaşlık puanı var. insanlara var. Yeşil, sarı ve kırmızı puanlama dereceleri var. 100-60 arası yeşil, 60-50 arası sarı, 50-0 arası kırmızı. Kırmızı olduğunuzda direk kampa gidersiniz. 2016 Ocak ayından beri bu uygulama var. Mesela benim kardeşimin puanı direk benden dolayı sıfıra düşer. Çok hizmeti geçmiş biridir puanı yüksektir ama Türkiye’ye giriş çıkış yapar puanı düşer. Kızın Çinliyle evlenirse ailenin puanı yükselir. O yüzden de insanlar puanı yükseltmek zorunda bırakılıyor.

“TÜRKİYE ADI VARKEN, TÜRK ADI VARKEN BU SENİN MESELENDİR!”

ALİ ÖZSOY: Türkiye’de insanların Doğu Türkistan konusunda duyarlılığı yüksek ama “Çin ile çok büyük ekonomik çıkarlarımız var” söyleminin gücü, Türkiye’nin Doğu Türkistan konusunda tepkisinin hep yumuşak kalmasına neden oluyor. Siz Türkiye’nin tepkisini yeterli buluyor musunuz?

ABDULVELİ AYUP: Devletler birbiriyle ticaret yapar bu ayrı bir şey. Ama insan haklarının ve insanların çiğnenmesi kabul edilemez. Yani ben biriyle dostum diye, onun yaptığı haksızlıklara evet mi diyeceğim. Bizim Çin ile sağlam ticari ilişkilerimiz olsun ama orada yapılan hak ihlallerine göz yummayalım. Gerçekçi olalım, söyleyelim tepkimizi. Türkiye’nin bu konuda diğer ülkelerden farklı bir yeri var. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı iken demişti ki “Uygur Türkleri, Türkiye-Çin ilişkilerinde köprüdür”.
Eğer bu köprü yıkılırsa ticaret de yapılamaz. Ticari ilişkimizin iyi olması isteniyorsa bu köprünün sağlam olması lazım.

ALİ ÖZSOY: Siz her şeye rağmen yapıcı yaklaşıyorsunuz?

ABDULVELİ AYUP: Ben her şeyin yapıcı olmasını istiyorum. Ben bu gerginliklerden, bu sıkıntılardan bıktım. Biz de rahat yaşayalım. Bizim bize de, Türkiye’ye de faydamız olsun, Çin’e de faydamız olsun. Bu köprü bozulmasın.

Son olarak. Biz Türk’üz. Bunu ne yaparsan yap değiştiremezsin. Hükümetler değişir, Türklük sonsuza kadar olacak. Çinliler de bize Türk diyor, İngilizler de Türk diyor, dünya da Türk diyor. O yüzden bu konudan hiç bir bahaneyle kaçamazsın. Burda Türkler var. Bu yüzden Türkiye, Türk Devleti bundan kaçamaz. Devletin ismi değişirse kaçınırsın belki. Türkiye adı varken, Türk adı varken bu senin meselendir!

Kaynak: TürkSolu (Facebook)

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir